İnsanın içini en çok, söyleyemediği cümleler, tanıdık bir sesin yabancılaşması ve alamadığı sıcaklık burkar.
Bazen bir haber gelir…
Bir dost göç eder, bir yaştaş susar, bir cümle tamamlanamadan yarım kalır.
Ve birden anlarsınız…
Bu dünya, sandığımızdan da sessiz; bu hayat, sandığımızdan da kırılgan.
Kırmaya, darılmaya, mesafe koymaya değecek bir yer değil burası.
Ama ne gariptir ki en çok da en yakın bildiklerimizle araya duvarlar örülüyor.
Bir ses tonu, bir kelime eksikliği, bir gönül soğukluğu…
İnsanı en derinden yaralayan şeyler çoğu zaman kelimelerle değil, eksikliğiyle gelir.
Oysa dünya dönüyor, insanlar gidiyor…
Küs kalınan bir gün, bazen son gün olabiliyor.
Ve insan ne kadar güçlü görünürse görünsün, içten içe bir tek sıcaklık bekliyor.
Bir ‘iyi ki varsın’ duygusu, bir ‘yanındayım’ hissi…
Ama ne yazık ki, bazen en ihtiyaç duyulan anda o ses gelmiyor.
Ve işte o sessizlik, çok şey anlatıyor…
Bu hayatta asıl mesele ne biliyor musunuz?
Gerçekten sevdiğiniz insanlara bunu hissettirebilmek.
Varlığınızla, sözünüzle, ilginizle…
Çünkü bir gün her şey geçiyor. Ama hatırlanma biçimi kalıyor.
Hayat, kırılgan bir sessizliktir.
O sessizlikle yaşamayı öğrenmek değil,
kimsenin sessizliğinde kaybolmamak için vaktindeyken kalpten dokunabilmek gerek.